Hüzün Yücel

huzun@meltemtv.com.tr

02.01.2026 tarihinde yayınlandı.

Bazı yıllar geride kalmaz, üstüne çöker. 2025, tam olarak böyle bir yıl oldu.

Yaşananların ağırlığı, takvimden çok insanların omuzlarında hissedildi. Konuşmalar arttı, kelimeler çoğaldı; fakat anlam kalmadı ve hatta daraldı.

Herkes bir şey söyledi, çok az şey gerçekten duyuldu. 2025’te ülkemizde hayat, rakamlarla anlatılmaya çalışıldı.
Enflasyon oranları, büyüme yüzdeleri, hedef tabloları…

Ama gündelik gerçeklik bambaşkaydı. Mutfakta eksilen, okul yolunda ağırlaşan, evin içinde sessizleşen bir yaşam yüklendi topluma. İnsanlar yalnızca geçinmeyi değil, düşmemeyi denedi. 

Siyasal iklim bu yorgunluğu hafifletmedi. Aksine, dili sertleştirdi. Eleştiri alan daraldıkça, itirazın tonu yükseldi.

Hukuk, adaletle aynı cümlede anılsa da aynı yerde durmadı. 

en önemlisi de sorular cevap üretmedi; çoğu zaman yeni soruşturmalara, yeni yeni operasyonlara dönüştü.

Kısacası 2025, iktidarı güçlü gösterme çabasının, bireyi daha da kırılgan hâle getirdiği bir yıl olarak hafızaya kazındı. 

Dışarıda Sert, İçeride Kırılgan Dış Politikada

2025, yüksek sesli söylemlerle düşük güvenli ilişkilerin yılıydı.

Uluslararası alanda güçlü görünme arzusu, içerideki kırılganlıkları gizlemeye yetmedi. Strateji yerine refleksler, ilke yerine geçici denge arayışları öne çıktı.

Türkiye, birçok başlıkta aynı anda masadaydı ama çoğu zaman oyunu kuran değil, oyuna uyum sağlamaya çalışan konumdaydı.
Avrupa Birliği ile ilişkiler mesafeli, bölgesel krizlerle temas gergin, küresel güçlerle diyalog ise temkinliydi.

Bu tablo, dış politikanın iç siyasetten bağımsız yürütülemediğini bir kez daha gösterdi. 

Mülteci meselesi, 2025’te en çarpıcı sınavlardan biri oldu.

İnsan hayatının, diplomatik pazarlık cümlelerine sıkışması; toplumda sessiz ama derin bir yük oluşturdu. Bu yük, yalnızca ekonomik değil, ahlaki bir ağırlık da taşıdı. 

Uluslararası hukuk ve insan hakları söylemi, çoğu zaman başkalarına yöneltilen bir eleştiri başlığı olarak kaldı. Oysa içeride hukuk zayıfladıkça, dışarıda sözün de etkisi azaldı. 

2025, bu bağlantının artık inkâr edilemeyecek kadar görünür olduğu bir yıl oldu.

Toplumun Neyi Öğrendi

Bu yıl toplum çok şey öğrendi. En çok da alışmaması gereken şeylere alışmamayı…

Yoksulluğun sıradanlaşmasına, adaletsizliğin normalleşmesine, sessizliğin güvenli bir alan gibi sunulmasına karşı içten içe bir direnç oluştu. Büyük, gür bir itiraz değildi bu; daha çok gündelik hayatta kendini gösteren bir tutunma hâliydi.

Basın için 2025, mesleğin sınırlarının yeniden çizildiği bir yıldı. Haber yapmak kadar, haberin nerede ve nasıl yayımlanabileceği de başlı başına bir meseleye dönüştü.

Buna rağmen yazanlar oldu. Israr edenler, kayda geçenler… 

Hafıza, bütün baskılara rağmen tamamen silinmedi.

2026’ya Kısa Bir Not

2026, sana düzenli bir miras bırakmıyoruz. Sana çözülmemiş dosyalar, yarım bırakılmış sözler, ertelenmiş sorular devrediyoruz. Ama aynı zamanda hâlâ düşünen, hâlâ hatırlayan bir toplum da bırakıyoruz.

Biz senden kusursuzluk beklemiyoruz. Sadece şunu umuyoruz: Söz ile gerçek arasındaki mesafenin biraz kapanmasını.
Hukukun, yalnızca metinlerde değil, hayatta da karşılık bulmasını. İnsan hayatının, hiçbir masada pazarlık konusu edilmemesini.
2025 bitti ama anlattıkları bitmedi.

Bazı yıllar geçer. Bazıları ise hatırlanmak zorunda kalır. 2025, onlardan biriydi. 

2026 umarım ülkemiz ve dünya için adaleti, refahı ve huzuru kaydeder...

En önemlisi de Ortadoğu'da savaşın olmadığı, huzun hakim olduğu bir yıl olur.

Velonga Haber Yazılımı ile hazırlanmıştır.