Çağlayan’dan Yargıya Sert Çağrı: Sessizlik Kabul Edilemez
Kadın hakime yönelik silahlı saldırının ardından İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi, Adalet Bakanlığı ve HSK’ya etkin ve şeffaf soruşturma çağrısı yaptı.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nde görevli hâkim Aslı Kahraman’a yönelik silahlı saldırının ardından, şüpheli savcının Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne sevk edilmesi sırasında İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi tarafından basın açıklaması yapıldı. Açıklamada, saldırının münferit olmadığı vurgulanarak yargı içindeki erkek şiddetine dikkat çekildi.
İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi üyeleri, bir kadın hâkimin görev yaptığı adliye binasında silahlı saldırıya uğramasının, devletin kadınları koruma yükümlülüğünün fiilen işlemez hale geldiğini gösterdiğini ifade etti. Adliyelerde avukatlar için yoğun güvenlik önlemleri alınmasına rağmen, saldırının engellenememesi sert sözlerle eleştirildi.
Açıklamada, saldırıyı gerçekleştiren kişinin yargı mensubu olmasının, şiddetin bireysel değil yapısal bir sorun olduğunu bir kez daha ortaya koyduğu belirtilerek, “Mesleki statü, şiddet için bir kalkan olamaz” denildi. Yargı içindeki cinsiyetçi yapıların ve cezasızlık politikalarının bu tür saldırıların zeminini hazırladığı savunuldu.
İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi, Adalet Bakanlığı’na adliyelerde güvenliğin sağlanmasının doğrudan idari sorumluluk olduğunu hatırlattı. Silah bulundurma rejiminin gözden geçirilmesi, yargı mensupları dahil olmak üzere herkes için etkin denetim mekanizmalarının işletilmesi çağrısı yapıldı.
Hakimler ve Savcılar Kurulu’na yönelik çağrıda ise, saldırı karşısında sessiz kalmanın tarafsızlık değil, erkek şiddetinden yana tutum almak anlamına geleceği vurgulandı. Etkin, bağımsız ve şeffaf bir soruşturma yürütülmesi, disiplin süreçlerinin derhal başlatılması ve şüpheli savcının görevden uzaklaştırılması istendi.
Açıklamada ayrıca, kadına yönelik şiddetin yalnızca bireylere değil, adalet sisteminin kendisine yönelmiş bir saldırı olduğu belirtilerek, kadınların yaşam hakkını savunmaktan ve yargı içindeki cinsiyetçiliği teşhir etmekten vazgeçilmeyeceği ifade edildi.
