İran’dan Nükleer Anlaşma Mesajı
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD ile nükleer anlaşma taslağının günler içinde hazır olabileceğini açıkladı. Diplomasi vurgusu öne çıktı.
Abbas Arakçi, ABD basınına verdiği röportajda Tahran ile Washington arasında yürütülen nükleer müzakerelere ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Arakçi, tarafların üzerinde çalıştığı taslak metnin kısa süre içinde somut bir çerçeveye kavuşabileceğini belirterek, teknik düzeyde görüşmelerin hız kazandığını söyledi.
ABD merkezli MSNBC’ye konuşan Arakçi, Cenevre’de gerçekleştirilen temasları “yapıcı ve ilerleme kaydedilen görüşmeler” olarak tanımladı. Tarafların müzakere sürecini yönlendirecek temel ilkelerde ortak bir zemin oluşturduğunu dile getiren İranlı Bakan, hazırlanan taslak metnin kısa süre içinde ciddi pazarlık aşamasına geçebileceğini ifade etti.
Arakçi, ABD’nin İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini kalıcı biçimde sonlandırmasını talep ettiği yönündeki iddiaları ise reddetti. Görüşmelerin, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile koordineli teknik güvence mekanizmaları üzerine yoğunlaştığını kaydetti. İran’ın nükleer programının barışçıl niteliğinin korunmasının temel öncelik olduğunu vurguladı.
“Biz savaşa da barışa da hazırız” diyen Arakçi, olası bir askeri müdahalenin çözüm üretmeyeceğini savundu. İran’ın nükleer altyapısının yerli bilim insanları tarafından geliştirildiğini belirten Bakan, askeri seçeneklerin bölgesel istikrarı daha da kırılgan hale getireceğini söyledi.
1979 sonrası ABD-İran ilişkilerindeki gerilime de değinen Arakçi, Amerikan halkını düşman olarak görmediklerini ancak Washington’ın politikalarına yönelik güvensizliğin sürdüğünü ifade etti. 2015 yılında imzalanan ve resmi adı Kapsamlı Ortak Eylem Planı olan anlaşmanın, taraflar arasında güven inşa etme açısından önemli bir adım olduğunu ancak ABD’nin çekilmesiyle sürecin zedelendiğini hatırlattı.
Tahran yönetimi, yeni bir anlaşmanın “kazan-kazan” yaklaşımıyla şekillenmesi gerektiğini savunuyor. İran tarafı, yaptırımların kaldırılmasını talep ederken; ABD’nin ise nükleer faaliyetlere ilişkin kalıcı ve doğrulanabilir güvence arayışında olduğu biliniyor.
