Orban ‘amaca giden her yol mubahtır’ anlayışının kurbanı oldu
Dünya değişiyor, insanlık değişiyor. Değişmeyen ise güç sahibi olma, iktidar olma, iktidarda kalma, insana ve insanlığa hükmetme ihtirasları bir türlü değişmiyor.
İşte dünya, işte insan! Dünyanın kaynakları sınırsız, insanların ihtiyaçları sınırlı ve de gelişen teknoloji ile hayat çok kolay.
Ama savaşlar bitmiyor, açılık, sefalet, huzursuzluk bitmiyor. Neden, sorusunun bendeki ana cevabı siyasi, sosyal ve inanç bakımında devletlerin, toplumların önüne geçen veya yön verenlerin bitmeyen ihtiraslarıdır.
İnsanlık artık siyasette vaat değil ahlak istiyor, dürüstlük istiyor, şeffaflık istiyor. Ayrıştırılmamak, ötekileştirilmemek, hedef gösterilmek istemiyor.
'Amaca giden her yol mubahtır' anlayışı ve bu anlayışa sarılanlar artık toplumların hedefinde.
Ve de insanlık, kirli yöntemlerle, katakullilerle kazanılan seçim zaferlerinin, toplumun tamamına kalıcı barış, huzur ve düzen getiremediğini gördü, görüyor.
Orban bedel ödedi
Ülkemizde bir kesimin, Sayın Erdoğan ile olan yakınlığından dolayı övdüğü, bir başka kesimin ise 'ırkı Türk' olduğu için taltif ettiği Macaristan başbakanı Orban 4+16 yıllık iktidarını kaybetti.
Ha! Benim için bu zatın katil Netenyahu'dan hiçbir farkı yoktur. Uluslararası Ceza Mahkemesi, Netenyahu kararını açıkladığı gün bu şahıs, dünyaya ve özellikle İslam dünyasına rest çeker mahiyette, 'kapılarının Netenyahu'ya sonuna kadar açık olduğunu' vurgulayıp, İsrail'in katliamlarını 'kendilerini savunuyorlar' şeklinde meşrulaştırmış bir şahıstır.
Bu hadisi şerifi unutma! "Kim bir cinayet işler veya câniyi himâye ederse, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti üzerine olsun!" (Ebû Dâvud, Diyât 11; Nesâî, Kasâme 8).
Orban neden kaybetti?
Orban'ın bu hezimeti dünya ve ülkemiz medyasında detaylı şekilde analiz edildi. Hatta bazıları Orban'ın siyaset tarzını AKP iktidarı ile karşılaştırmaya çalıştı. Beraber bakalım!
Orban'ın 4+16 yıllık iktidarı hakkında yapılan analizlerden dikkatimi çekenleri aktarayım:
İktidara gelen Orban ilk iş olarak hükümetine yakın iş insanları aracılığıyla medya organlarını satın alarak medyanın %80'nini kontrolüne geçmiş.
Hatta 2018'de ülkede KESMA (Orta Avrupa Basın ve Medya) Vakfı kuruluyor. Yandaş iş insanlarının sahip olduğu yaklaşık 500 medya kuruluşu, 'vatanseverlik' başlığı ile bu vakfa bedelsiz devrediliyor. Böylece hükümet yanlısı dev bir medya gücü oluşuyor.
Vakıf, hükümetten devasa bütçeli devlet reklamları ile besleniyor. Özel şirketler, hükümetin hışmına uğramamak için vakıf bünyesindeki medya kuruluşlarına reklam vermek zorunda kalıyor.
Bu sayede hükümet, tek bir merkezden üretilen mesajı aynı anda yüzlerce kanal üzerinden ülkenin en ücra köylerine kadar ulaştırıyor.
Vakıf, seçim dönemlerinde muhalefeti karalama kampanyaları yürütmek ve hükümetin söylemlerini rakipsiz bir şekilde yaymak için bir propaganda aygıtı olarak kullanılmıştır.
Orban, 500 medya organının bu çatı altında toplanmasını, 'tekelleşme değil kamu yararına hizmet eden ulusal stratejik öneme sahip bir birleşme' olarak niteleyip, 'Macaristan'ın ulusal egemenliğini koruma ve medyada denge sağlama hamlesi olarak' gördüğünü açıklamıştı.
Muhalif medya
Orban hükümeti, muhalif medyaya karşı tamamı iktidar partisi atamalarından oluşan bir Medya Konseyi oluşturuyor. Bu konsey, hükümet karşıtı medya organlarına ağır para cezaları kesmiş, lisans iptalleri uygulamış.
Muhalif gazetecilerin devlet kurumlarına girişinin engellenmiş, bilgi taleplerinin sürekli reddedilmiş ve resmi basın toplantılarına katılımları kısıtlanmış. Çıkarılan 'kişisel verilerin korunması kanunları' ile muhalif gazeteciler hakkında davalar açılmış.
Bizzat Orban, muhalif medya hakkında: 'Görünen o ki, ülkemizde sadece bir 'Dolar Solu' değil, aynı zamanda bir 'Dolar Medyası' da var. Bu medya organları, ulusal çıkarlarımıza aykırı fikirleri savunuyorlar. Çünkü bunun için onlara para ödeniyor. Parayı verenlerin, yani efendilerinin çıkarlarını temsil ediyorlar… Bu satın alınmış ve beyni yıkanmış orduya karşı koymanın tek yolu kendi yayın organlarımızı kurmaktır' cümlelerini kurmuştu.
Yargı
Daha önce iktidar ve muhalefet uzlaşısıyla seçilen yargıçlar, Orban'ın yaptığı değişiklikle sadece iktidar partisinin çoğunluğuyla seçilir hale gelmiş.
Anayasa Mahkemesi başta olmak üzere bütün yüksek yargı, Merkez Bankası ve Sayıştay gibi bağımsız olması gereken tüm kurumların başına iktidar partisi Fidesz (Macar Yurttaş Birliği) kadroları atanmış.
Seçimler
Orban hükümeti, muhalif seçmenin yoğun olduğu yerleri tek bir seçim bölgesinde birleştirilerek, muhalefetin çok yüksek oyla sadece 1 milletvekili çıkarması sağlarken, kendilerinin güçlü olduğu kırsal bölgeler daha küçük nüfuslu bölgelere bölünerek, daha az oyla daha fazla milletvekili çıkarılmasını sağlamış. Bu sayede %50 civarı oyla parlamentoda üçte iki çoğunluk sağlamıştır.
Ekonomi
Viktor Orbán iktidarı, kamu ihaleleri ve Avrupa Birliği fonlarını, hükümete yakın kişi ve holdinglere vermiş. Araştırmalar, 2010-2025 yılları arasında Orbán'a yakın 13 ismin kontrolündeki şirketlerin yaklaşık 28 milyar euro değerinde devlet ihalesi kazandığını ifade etmekte.
Orbán'ın damadı István Tiborcz, özellikle enerji ve gayrimenkul sektöründe devasa bir güç haline gelmiştir.
Orban iktidarı, orta sınıfı ve zenginleri vergi avantajlarıyla desteklerken, sosyal yardımları siyasi sadakate göre paylaştırmış.
Devlet üniversiteleri ve stratejik kurumların mülkiyeti, hükümet kontrolündeki özel vakıflara devredilmiş.
Siyaset
Muhalefetin billboardlarda reklamları kısıtlanmış ve kamu medyasında temsil hakkı neredeyse tamamen engellenmiş.
Muhalefet liderleri özellikle George Soroscu, AB'ci gibi tanıdık tabirle 'dış güçlerin' ajanı olmakla suçlanmış.
Özetle Orban'ın 4+16 yıllık iktidarı ile ilgili çok şeyler yazılıyor, çiziliyor. Benim dikkatimi çeken bunlar.
Ha! Ülkemiz iktidarıyla kıyaslamaları şiddetle reddediyorum!
