Ortadoğu: Acımasız Savaşın İçinde Kaybolan İnsan
Ortadoğu denildiğinde artık haritalar değil, sesler akla geliyor.
Patlama sesleri, sirenler, ağıtlar…
Bir de hiç duyulmayanlar var: Enkaz altında kalanların, göç yollarında kaybolanların, adını kimsenin bilmediği çocukların sesi.
Bugün Ortadoğu’da yaşananlar “ani gelişen krizler” değil. Bunlar yıllardır biriken, ertelenen ve her seferinde başka gerekçelerle meşrulaştırılan sorunların sonucu. Her yeni çatışma, aslında eskilerin; yok sayılanların, hatta halı altına süpürülenlerin devamı.
Gazze’de olan biten, sadece iki taraflı bir savaş değil. Bu, dünyanın nereye baktığını ve nereye bakmadığını gösteren çıplak bir fotoğraf.
Uluslararası hukuk metinlerde duruyor ama sokaklara yansımıyor. İnsani yardım çağrıları yapılıyor, ancak yardımlar kapılarda bekletiliyor.
Tepkiler var, sonuç yok.
Suriye ise artık haber değeri taşımayan bir trajediye dönüştü.
Uluslararası kamuoyunda buna “donmuş çatışma” deniliyor ama bu donmuşluk yalnızca ekranlarda var; gerçeğin çok uzağında. Sahada insanlar hâlâ evlerinden, mahallelerinden, kısacası yerlerinden ediliyor. Daha da önemlisi, hayatta kalmaya çalışıyorlar.
Diplomatik masalarda konuşulanlar, imzalanan anlaşmalar ile sokaklarda yaşananlar arasındaki mesafe her geçen gün kapanamayacak şekilde açılıyor.
İran, Körfez ülkeleri, Yemen, Lübnan…
Hepsi aynı hikâyenin farklı sayfaları gibi. Gerilim bazen yükseliyor, bazen sessizleşiyor ama hiçbir zaman tamamen bitmiyor. Çünkü bu coğrafyada sorunlar çözülmüyor; yönetiliyor. Krizler azaltılmıyor, kontrollü tutuluyor.
Emperyalist güçler ise sahneden çekilmiş gibi yapıyor. Asker sayısı azalıyor ama etki azalıyor mu? Hayır. Ekonomiyle, silah ticaretiyle, enerji anlaşmalarıyla, vekil aktörlerle varlıklarını sürdürüyorlar. Kısacası Ortadoğu artık işgal edilen değil, yönlendirilen bir coğrafya.
Bu tablo içinde en çok kaybeden yine halklar. Ne mezhepler kazanıyor ne de sınırlar değişince hayat düzeliyor. Yalnızca yoksulluk derinleşiyor, göç kalıcılaşıyor, umut biraz daha öteleniyor.
Ortadoğu’nun asıl krizi, silahların çokluğu değil; insan hayatının ucuzluğu. Bir çocuğun ölümü istatistiğe, bir kentin yıkımı “operasyona”, bir halkın sürülmesi “güvenlik” başlığına indirgeniyor.
Yani her şey bu kadar basit ifadelerle özetlenebiliyor.
Ve belki de en acı gerçek şu:
Ortadoğu’da barış hâlâ mümkün. Ancak emperyalist kirli güçlerin zihninde, hâlâ bir öncelik değil.
