Murat Çabas

19.04.2026 tarihinde yayınlandı.

Günümüz jeopolitik sahnesi, sadece sınırların yeniden çizildiği bir çatışma alanı değil, aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan finansal düzenin can çekiştiği bir tiyatroya dönüşmüş durumdadır. 

Yıllardır Orta Doğu'da süregelen istikrarsızlık, müzakere masalarındaki oyalama taktikleri ve bitmek bilmeyen askeri müdahaleler; tek bir gerçeğe işaret ediyor: ABD-İsrail ikilisinin statükoyu koruma çabası. 

Ancak bu çaba, artık stratejik bir akıldan ziyade, "şizofrenik" olarak tanımlanabilecek çelişkili açıklamalar ve panik halindeki hamlelerle kendini dışa vuruyor.

Müzakere masası, diplomatik bir çözüm mü, yoksa stratejik bir tuzak mı?

Tarihsel perspektiften bakıldığında, ABD ve müttefiklerinin Orta Doğu politikalarında müzakereleri bir "barış aracı" değil, bir "oyalama taktiği" olarak kullandığı açıkça görülmektedir. 

İran nükleer görüşmelerinden Gazze'deki ateşkes çabalarına, Lübnan üzerindeki diplomatik baskılardan Suriye krizine kadar her aşamada aynı senaryo izlenmiştir: Masada zaman kazan, sahada mevzi al. 

Bu durum, bölge ülkeleri için "Su uyur, düşman uyumaz" düsturunu bir hayatta kalma kuralı haline getirmiştir.

Trump yönetiminin son dönemdeki çelişkili açıklamaları, bu stratejik sıkışmışlığın en somut örneğidir. Bir gün "savaş bitecek" deyip ertesi gün müttefiklerini silahlandırmak, rasyonel bir dış politikanın değil, derin bir mağlubiyet hissinin yansımasıdır. 

Trump'ın, Çin için zaten kapanmamış olan Hürmüz Boğazı yolunu sanki kendisi açmış gibi pazarlaması, Amerikan yönetiminin artık gerçeklikten koptuğunun ve dünya kamuoyuna karşı inandırıcılığını yitirdiğinin bir kanıtıdır. Bu tablo, sadece bir liderlik sorunu değil, topyekûn bir sistem krizidir.

Rezerv para olarak doların sonu

Birçok analist, Orta Doğu'daki savaşların temel motivasyonunu "petrole sahip olmak" olarak basitleştirmektedir. Oysa ABD, bugün dünyanın en büyük petrol üreticilerinden biridir ve fiziksel olarak bölge petrolüne bağımlılığı geçmişe oranla çok düşüktür. 

Asıl mesele petrolün kimin elinde olduğu değil, petrolün hangi para birimiyle satıldığıdır. 1970'lerden beri dünyayı ayakta tutan "Petro-Dolar" sistemi, doların küresel rezerv para olma özelliğinin teminatıydı.

Bugün gelinen noktada Çin, Rusya ve İran gibi ülkelerin kendi milli paralarıyla ticaret yapmaya başlaması, doların egemenliğine indirilmiş en ağır darbedir. 

Yuan ile petrol alımı, riyal ve ruble üzerinden gerçekleştirilen ticaret hacmi, Amerikan finans imparatorluğunun yumuşak karnına vurulan bir neşterdir. 

BRICS gibi oluşumların güçlenmesi ve SWIFT dışı ödeme sistemlerinin geliştirilmesi, ABD'nin "dolar sopasıyla" dünyayı terbiye etme döneminin kapandığını göstermektedir. 

ABD'nin sergilediği saldırganlık, aslında bu sanal imparatorluğun yıkılma sürecinde verdiği son reflekstir.

Tabuta çakılan son çivi

İran üzerindeki baskılar ve bölge genelindeki çatışma iklimi, aslında ABD'nin dolar sisteminin çöktüğünün görünür hale geldiğini göstermiştir.

ABD-İsrail ikilisinin başlattığı savaşta İran'ın güçlü bir direniş ortaya koyması ve Hürmüz Boğazı başta olmak üzere kozlarını çok iyi kullanması, ABD'nin tabutuna çakılan son çivi hükmündedir. 

Dünya genelinde bir uyanışın yaşandığı, Batı'nın finans oyunlarıyla sömürüldüğünü fark ettiği bu yeni dönemde, askeri güç kullanımı artık ekonomik çöküşü durdurmaya yetmemektedir. 

Rusya ve Çin gibi BRICS devletlerin, Baş Hoca Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'nin bir projesi olan milli paralarla ticaret yapması, İran'ın bu kritik savaşta milli paralarla ticareti bir koz olarak kullanması, Batı merkezli finansal sistemin alternatiflerinin artık birer hayal değil, işleyen birer gerçeklik olduğunu kanıtlamıştır.

Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) kapsamında hedefe oturtulan ülkeler ve bu süreci dikkatle izleyen Çin, Hindistan gibi devler, artık Washington'dan gelen çelişkili mesajlara değil, sahadaki ekonomik gerçeklere odaklanmaktadır. 

ABD'nin kağıttan imparatorluğu, üretimden kopuk, borca dayalı ve sadece doların hegemonyasına bel bağlamış bir yapı olarak çökmektedir. 

Bu süreçte sergilenen "şizofrenik" tutumlar, sadece kaçınılmaz olanın ertelenmesi çabasıdır. 

Dünya, artık doların gölgesinden kurtulup milli paraların ve çok kutuplu güç dengesinin hüküm sürdüğü yeni bir döneme, sancılı da olsa girmektedir. 

Ne yapılırsa yapılsın, bu tarihsel akışın yönünü değiştirmek artık mümkün görünmemektedir.

 

Velonga Haber Yazılımı ile hazırlanmıştır.