Murat Çabas

18.04.2026 tarihinde yayınlandı.

Türkiye, bu hafta art arda gelen iki korkunç okul saldırısıyla sarsıldı. 

Önce Şanlıurfa Siverek'te Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde eski bir öğrencinin 16 kişiyi yaralayıp intihar etmesi, ardından Kahramanmaraş Onikişubat'ta 14 yaşındaki bir ortaokul öğrencisinin 9 canı hayattan koparması, meseleyi basit bir "asayiş vakası" olmaktan çıkardı. 

Bu olaylar, eğitim sistemimizden aile yapımıza, güvenlik bürokrasimizden ekonomik yıkıma kadar uzanan devasa bir toplumsal çürümenin en somut ve kanlı dışavurumudur.

Güvenlik zafiyeti ve sorumluluktan kaçan yönetim anlayışı

Kahramanmaraş'ta gerçekleşen saldırıda, 14 yaşındaki bir çocuğun okula 5 tabanca ve 7 şarjörle elini kolunu sallayarak girebilmesi, üzerinde durulması gereken ilk büyük skandaldır. 

Bu durum, sadece o okulun kapısındaki eksiklik değil, Milli Eğitim Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı arasındaki koordinasyonsuzluğun ve yönetimsel liyakatsizliğin tescilidir. 

Gelişmiş demokrasilerde bu çapta bir ihmal, ilgili bakanların istifasıyla sonuçlanırken; Türkiye'de sorumluluk bilincinin yukarıdan aşağıya doğru sönümlendiğini görüyoruz.

Sorumluluk bilinci tepede başlamazsa, tabanda hiçbir kuralın hükmü kalmaz. Çorlu tren kazasından Kartalkaya faciasına kadar uzanan süreçte gördüğümüz "hesap vermeme" kültürü, bugün okullarımızı savunmasız hale getirmiştir. 

Hükümetin 24 yıllık iktidarı boyunca sorunları çözmek bir yana, kangren haline getirmesi; liyakat yerine sadakati önceleyen kadroların bu tür krizleri yönetemediğini bir kez daha ispatlamıştır. 

Ekonomik daralma, ailelerin omuzlarındaki yükü artırırken; geçim derdine düşen ebeveynlerin çocuklarıyla olan bağı zayıflamakta, okul idareleri ise yetersiz bütçelerle güvenlik ve eğitim kalitesini sağlamaya çalışmaktadır. Ama bu da örneklerde görüldüğü gibi asla mümkün olmamaktadır.

Dijital yalnızlık ve küresel cinnetin 'Rol Modelleri'

Saldırganların profil incelemeleri, tehlikenin boyutunu dijital dünyaya taşımaktadır. Kahramanmaraş'taki saldırganın profilinde ABD'li katil Elliot Rodger'ın görsellerini kullanması ve kendisini "okul avcısı" olarak tanımlaması, gençlerimizin küresel bir şiddet kültürünün pençesinde olduğunu göstermektedir. 

Aile bağlarının zayıfladığı, gençlerin ekranlara hapsedildiği ve üretimden koparıldığı bir ortamda; kimlik bunalımı yaşayan bir neslin ortaya çıkması kaçınılmazdır.

İçişleri Bakanlığının 2025 yılı raporuna göre, organize suçlarda çocuk varlığının yüzde 236,4 gibi dehşet verici bir oranda artması, çetelerin çocukları kalkan olarak kullanmaya başladığını kanıtlamaktadır.

Gençlerimiz; uyuşturucu, kumar, sanal bahis ve şiddet içerikli medya sarmalında "anlam arayışını" kaybetmektedir. 

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın vurguladığı gibi; bu tablo sistemsel bir ihmalin sonucudur. Milli ve manevi değerlerinden koparılan, aidiyet duygusu törpülenen gençler, kendilerine Gazi Mustafa Kemal Atatürk gibi milli kahramanlar yerine, internetin karanlık köşelerindeki "anti-kahramanları" rol model almaktadır. Bu, toplumsal hafızamızın ve insan kaynağımızın sessizce aşınmasıdır.

Çözüm: Milli bir seferberlik ve liyakatli yönetim

Bu kanlı gidişatı durdurmak için pansuman tedbirlerden fazlasına ihtiyaç vardır. Bağımsız Türkiye Partisi lideri Hüseyin Baş'ın Türkiye genelinde başlattığı "Geleceği Savunmak" vizyonu, sadece bir parti programı değil, bir devlet politikası haline getirilmelidir. 

Çözüm, meseleyi ideolojik tartışmalara hapsetmeden, bütüncül bir yaklaşımla ele almaktan geçmektedir.

İlk adım olarak; eğitim sistemi liyakatli, ahlaki değerlere sahip ve pedagojik formasyonu yüksek idarecilerle yeniden inşa edilmelidir. 

Okullarda sadece fiziksel güvenlik değil, akran zorbalığını engelleyecek ve öğrencilerin ruhsal dünyasını tahkim edecek güçlü bir rehberlik hizmeti hayata geçirilmelidir. 

Ekonomik sorunlar giderilerek aileler maddi olarak güçlendirilmeli, böylece çocukların sosyal gelişiminde ailenin koruyucu kalkanı yeniden devreye sokulmalıdır.

En önemlisi ise gençlerimize yeni ve doğru rol modeller sunmaktır. 

Türk gençliğinin pusulası; yıkılmış bir imparatorluktan modern bir Cumhuriyet kuran Mustafa Kemal Atatürk'ün azmi ve Prof. Dr. Haydar Baş'ın "Milli Ekonomi Modeli" ile şekillenen tam bağımsızlık ruhu olmalıdır. 

Toplumsal yozlaşmayı durdurmanın yolu, işi bilen, projesi olan ve sorumluluktan kaçmayan siyasetçileri iş başına getirmekten geçer. 

Unutulmamalıdır ki; hiçbir çocuk umutsuz doğmaz, onları bu karanlığa iten bizim kurduğumuz sistemdir. 

Geleceği savunmak için bugün bu köhne sistemi değiştirmek zorundayız.

Velonga Haber Yazılımı ile hazırlanmıştır.