Hüzün Yücel

huzun@meltemtv.com.tr

29.08.2025 tarihinde yayınlandı.

Uyuşturucu…
Sadece bir hap, bir paket, bir gram değil. Bir toplumun gençliğini, geleceğini çalan en büyük karanlık. İstanbul’da ele geçirilen 750 bin uyuşturucu hap, aslında sadece polis kayıtlarına düşmüş bir rakam değil; her biri bir gencin, bir ailenin, kısacası bir toplumun karanlığa gömülüşü ve yok oluşu.

Ama şu soruyu sormadan edemiyorum: Bu karanlığa karşı verilen savaş gerçekten yeterli mi?

Türkiye’nin Stratejisi: Sert Mücadele, Bitmeyen Akış

İçişleri Bakanı her operasyon sonrası “zehir tacirlerine göz açtırmıyoruz” diyor. Doğru. Polis yakalıyor, savcı soruşturuyor, mahkeme cezalandırıyor ama yıllardır aynı cümleyi duymaktan bıkmadık mı?

Tabii ki bıktık. O yüzden şu soru hep akılda: Madem göz açtırılmıyor, bu kadar zehir nasıl giriyor bu ülkeye?

Sınırlar kevgire mi döndü?

Yoksa mücadele sadece sokaktaki satıcıyla mı sınırlı kalıyor ya da arkasında daha büyük ve karanlık güçler mi var?

Düşünün, Türkiye 2025’in ilk 7 ayında 41,7 milyar liralık kaçak ürün yakaladı. Bunun 20,6 tonunu uyuşturucu oluşturdu. Yine de uyuşturucu sokaklarda dolaşıyor, gençlerin kapısını çalıyor. Demek ki mesele sadece torbacı değil; arkasında çok daha derin, karanlık ve uluslararası bir ağ var.

Uluslararası Boyut: Yalnızca Türkiye’nin Sorunu Değil

Kısacası gençleri, aileleri ve nihayetinde toplumları zehirleyen uluslararası baronlar var.
Uyuşturucu rotaları artık devlet sınırlarını tanımıyor. Afganistan’dan, İran’dan, Balkanlardan ve Avrupa’dan gelen farklı ağlarla uyuşturucu; Türkiye’yi hem hedef ülke hem de geçiş noktası haline getiriyor.

Avrupa gençliği için de Türkiye üzerinden geçen bu “ölüm ticareti” ciddi bir tehdit. Dolayısıyla mesele sadece iç güvenlik değil; aynı zamanda diplomasi, ekonomi ve uluslararası işbirliği meselesi.

UNODC 2024 Raporu: Dünyada 296 milyon kişi en az bir kez uyuşturucu kullandı. Bu, dünya nüfusunun yaklaşık %5,8’i demek.

EMCDDA 2024 Verileri: Avrupa’daki uyuşturucu pazarının yıllık hacmi 30 milyar Euro’yu aşıyor.

Bu tablo gösteriyor ki mesele yalnızca Türkiye’nin değil, küresel bir salgın ve tüm insanlığı ilgilendiriyor. Ancak uluslararası işbirliğinde hâlâ çifte standartlar var. Avrupa Birliği, insan hakları konusunda Türkiye’ye ders verirken, kendi sokaklarındaki çetelerin Türkiye bağlantılarını çoğu zaman görmezden geliyor.

Sessizliğe Öfkem

Yazarken kolay geliyor belki ama konu bu kadar hassas. Topyekûn bir mücadele şartken; bu duruma sessiz kalanlara, en çok da bu ciddi meselede susmayı seçenlere öfkeliyim.

Dili, dini fark etmez; gençlerin hayatı kayarken kimileri “aman bana ne, nasıl olsa benim ailemde yok” diyerek köşesine çekiliyor. Ama bilsinler ki o boşvermişlik, yarın onları da o karanlığın içine çekecek.

Çünkü uyuşturucu sadece kullanıcıyı değil; aileyi, mahalleyi ve sonunda tüm toplumu çürüten bir salgın virüs.

Peki Çözüm Ne?

Uyuşturucuyla mücadele sadece polis baskınlarıyla olmaz.

Eğitimle olur.

Sosyal politikalarla olur.

Gençlere umut verecek bir gelecek inşa etmekle olur.

Türkiye’de genç işsizlik oranı halen %18’in üzerinde. Yoksulluk derinleşiyor, umutsuzluk büyüyor. Bu tablo değişmezse, her operasyon sadece “bir sonraki baskına kadar” başarı sayılacak.

Son Söz

Ben bu ülkenin evlatlarının bir hapla, bir iğneyle, bir gram zehirle yok olmasına razı değilim.

Uyuşturucuyla mücadele bir devletin en kutsal görevidir. Çünkü bu mücadele, aslında gelecek nesillerin yaşam hakkını savunmaktır.
Ama bu mücadele samimiyet ister. Sadece kameralar önünde değil, kulislerin arkasında da…

Çünkü gençliğini kaybeden bir ülke, her şeyini kaybeder.

Velonga Haber Yazılımı ile hazırlanmıştır.