Hüzün Yücel

huzun@meltemtv.com.tr

19.04.2026 tarihinde yayınlandı.

Bir okulun koridorlarında yankılanan ayak sesleri artık aynı anlamı taşımıyor.

Bir zamanlar, bir aşağıya bir yukarıya koşturan çocukların sesi yankılanırdı o koridorlarda…

Şimdi ise haberlere düşen kısa ve korkunç bir cümle: “Okula silahlı saldırı.”

Ve geriye tek bir şey kalıyor: derin sessizlik ve ağır bir sarsıntı.

Son iki okul saldırısı sadece güvenlik zaafı tartışması değildir. Bu, daha derin bir şeyin işaretidir. Görmezden gelinen, ertelenen, üstü kapatılan bir çürümenin artık saklanamaz hâle gelmesidir.

Şimdi o gülüşler dondu ve çocuklar sustu.

Sizce bir okulun kapısından içeri giren çocuk, çantasında ne taşır?

Cevabı basit aslında: bir çanta, birkaç defter, kalem ve belki yarım kalmış bir rüya…

Ancak şimdi o kapıdan içeri girerken yüreklerde taşınan bir şey daha var: korku.

Haber programlarında hâlâ “Nasıl oldu?”, “Bu noktaya nasıl gelindi?” diye soruyor, tartışıyoruz.

Oysa asıl soru çok daha ağır: Bu noktaya gelinmesine nasıl izin verildi?

Bir çocuk, eğitim aldığı okula silahla giriyorsa…

Bir genç, öfkesini sınıf arkadaşlarının hayatıyla ölçüyorsa…

Orada sadece bireysel bir patlama yoktur.

Orada ihmaller zinciri vardır.
Orada yıllardır ötelenen sorunlar vardır.
Orada görmezden gelinen bir çöküş vardır.

Ailede başlayan, okulda derinleşen, kurumlarda karşılık bulamayan, toplumda büyüyen bir boşluk…

Ve o boşluk, en savunmasız olanı yutar: çocukları…

Eğitim sistemini konuşuyoruz ama eğitimin ruhunu konuşmuyoruz.
Başarıyı ölçüyoruz ama yalnızlığı ölçemiyoruz.
Disiplini dayatıyoruz ama şefkati sistemin dışına itiyoruz.

Sonra iki gün arayla bir haber düşüyor televizyon ekranlarına, son dakika olarak:
“Okula silahlı saldırı…”

Ve biz yine şaşırıyormuş gibi yapıyoruz.

Oysa bu çocuklar bir günde değişmedi.
Bu öfke bir gecede büyümedi.
Bu yalnızlık bir sabah başlamadı.

Görülmeyen her çocuk, duyulmayan her ses, ciddiye alınmayan her işaret birikir ve bir gün geri dönüşü olmayan bir kırılmaya dönüşür.

Bu kırılma da toplumsal çürümenin en açık örneğidir. Çocuklarımızı koruyamıyoruz, gençlerimize sahip çıkamıyoruz ve en kötüsü de yaşananlardan ders çıkarmıyoruz.

Yani sizce sorumluluk sadece güvenlik önlemleriyle sınırlı mı olabilir?

Kameralar, detektörler, X-ray kapılar?

Bunların hiçbiri bir çocuğun içindeki karanlığı aydınlatmaz, zihnindeki derin boşluğu tek başına dolduramaz.

Asıl mesele şu:

Biz çocukları gerçekten duyuyor muyuz, yoksa sadece kontrol mü ediyoruz?

Bir öğrencinin sessizliği…

Bir diğerinin içine kapanması…

Bir başkasının öfke patlamaları…

Bunlar önemli sinyaller.

Fakat biz bu sinyalleri çoğu zaman “geçer”, “ergenlik” diyerek erteliyoruz, önemsemiyoruz.

İnanın, geçiştirdiklerimiz geçmiyor; sadece birikiyor ve her birikim bir gün başka bir çocuğun hayatına mal oluyor.

Artık bu haberler karşısında bu acıları sadece kınamak yetmez.

Çünkü her geç kalınmış fark ediş, bir çocuğun hayatına mal oluyor.

Yetkililere, bakanlara, bürokratlara ve milletvekillerine yeniden sormamız gerekiyor: Okulları gerçekten güvenli kılmak ne demek?

Sadece okul kapı ve duvarlarını mı güçlendirmek, yoksa çocukların iç dünyasını mı onarmak?

Sizce hangisi?

Bence cevap zor değil ama yüzleşmesi çok ağır.

Çünkü mesele sadece güvenlik değil…

Mesele, çocukları kaybediyor olmamız.

 

Velonga Haber Yazılımı ile hazırlanmıştır.